29 Mart 2012 Perşembe

Valencia-1

Valencia'yı iki yazıda anlatma kararı aldım çünkü bir dolu fotoğraf ve anlatacak şey var. Nerden çıktı Valencia, anlatayım. Arkadaşlarla muhabbet esnasında biri Valencia'da festival varmış, çok büyükmüş, şöyle güzelmiş, bütün Avrupa'dan insanlar bu festivali beklermiş dedi. İspanya'da anahtar kelime "festival". Onu duyduğu an zaten millet işi gücü bırakıp , nasıl giderimin peşine düşüyor. E altı ayı geçti, bir minik sızdı kanıma herhalde bu adet. Aynı hafta Dima'yla oturup tren biletlerimizi aldık ama oteli ayırtmadık. Normalde ben organize bir insan olmamdan dolayı, genelde hiç bir şeyi son dakkaya bırakmamaya çalışıyorum, özellikle de seyahatlerde. Garanticiyimdir :) bazen kendime bile sıkıcı olabilsem de,'ben tedbirimi alayım da' hali bir türlü gitmez üzerimden. Ama gel gör ki bu sefer bir rahatlık bir rehavet, sanki tren biletini alınca oteli yanında promosyon veriyorlarmışçasına bir gevşeme.. Bunda sınav ve sunumların katkısı, içtenlikle söylüyorum, yadsınamaz. Gitmeden önceki gün bile sınav ve sunumum vardı o kadar... Sonuç olarak bizim otel ayarlama işi son güne tekabül etti, doğal olarak hosteller yalan oldu, otelde yeri zor bulduk ve tabi bulduğumuz herşeye razı olurcasına yerleri ayırrtık.
Ertesi sabah haldur huldur kendimizi tren istasyonunda bulduk. Barcelona'da tren sistemi şöyle, şehir içi hatlarda  metro kullanılabilir-yeraltı ve yerüstü iki çeşit var, ya da ferrocaril adında zart yerin altına giren, pırt diye üste çıkan benim çok sevdiğim hep dakik trenler var. Şehirlerarası gidersen de Renfe 'nin trenleriyle gidiyorsun. Bizim Renfe treni saat sabah 10 civarındaydı, bulunduğumuz yerden kalkıp gelmek minimum 1-1buçuk saatimizi aldı. Bu arada Dima da hafiften soğuk almış gibiydi yani keyifler keka değildi. Gözler kan çanağı, somurtarak kahvaltımızı yaptık. Biraz fazla sallandığımız farkederek perona yine koşmak zorunda kaldık derken tren 10-15 dakika geç geldi, sonra peron yine değişti falan filan..Ya tren bir geldi, millet içeriye 'hayda bre hobareyyyy' diye bir doluştu, bir dolu insan ayakta kaldı. Biz tabi Dimay´la şöyle düşündük, yok canım 4,5 saat ayakta mı gidicez, illa diğer kompartımanlarda yer vardır, millet yerleşince biz de ilerler, kendimize yer buluruz. Bir süre sonra gerçektende millet yerleşti ama gel gör ki ayakta kalanlar konusunda herhangi bir değişiklik olmadığı gibi, küçük pencerelerden görebildiğim kadarıyla bütün kompartımanlar aynı durumdaydı. Hayretler içinde kaldık, en sonunda ayakta kalan herkesin yaptığı gibi 25 euro verdiğimiz tren koltuklarına değil de, valizimizin üzerine oturduk.


Bir ara tren alakasız bir yerde durdu. Ve ne yapmaya başladı, bilin bakalım. Geri geri gitmeye. Yarabbim ben hiç böyle ilginç bir gün yaşamadım hayatımda. Videosunu koyucam buraya eğer blogger.com izin verirse, son koyduklarım hala çalışmıyor çünkü. Bu geri gtimenin manası bilen varsa önce beri gelsin, sonra da bana bi anlatsın... Bu arada öyle bir kaç dakika değil, bildiğin 15 dakika geri geri sürdü treni adam ya. E insanoğlu, ona da alıştık ilk 5 dk.dan sonra :)

video

Neyse...Duraklarda millet inince, son 1.5 saatte oturacak yer bulduk, ağzımız yüzümüz kaymış şekilde oturduk, biraz uyumuşuz. Tek düşündüğümüz Valencia ve festivalin çok iyi olması gerektiğiydi, diğer türlü bu yolculuk gerçekten de çekilir gibi değildi..

Eh iki ileri bir geri derken sonunda vardık Valencia'ya :) Önce festivalden bahsedeyim, adı Las Fallas. Her yıl Hz.Yusuf'un doğum gününü kutlamak adına düzenlenen bu festivalde, 'el falla' adı verilen yaklaşık 700 tane kartonpat heykel yapılıp, Valencia sokaklarına yerleştiriliyor. Ve bu heykeller 19 Martta ateşe veriliyor. Her gün havai fişek kutalamaları yapılıyor, insanlar çalışmıyorlar dememe bilmem gerek var mı :) Peki...Valencia halkı ne yapıyor? Bu festival onlara ait olduğundan, her gün sabah erken saatten akşamın çok geç saatlerine kadar geleneksel kıyafetleri ile bandolar eşliğinde yürüyorlar. Her 200 kişiden 15 kişinin bandoda olduğunu ve Valencia nüfusunun da 800,000 kişi olduğunu düşünürsek şehrin %7.5 inin bir enstrüman çalabildiği ortaya çıkar, ilginç değil mi... Biz Dimayla okulda öğrettiklerine kanaat getirdik...Bunca insan davul, zurna,dümbelek öğrenicem diye kendini kurslara atmış olamaz gibi geldi :) Bu Valenciano'ların fotoğraflarını bir sonraki postta yayınlayacağım, bilgilerinize...


Yalnız biz Valencia'ya vardığımızda Dima kendini epey kötü hissetmeye başladı. Bir de baktık ateşi de fırlamış, o yüzden ilk günümüzü otel odasında geçirdik. Ben bitkinlikten ölüyordum, minik maymun da ateşten. Resepsiyondaki şirin insan bize otelin en tepesindeki king suite'i verince keyfimiz az da olsa yerine geldi :) Ben bir güzel, annemin işkencelerini yaptım Dima'ya : sıcak çaylar, battaniyenin altında saatlerce bekletmeler...Gece yarısından sonra pıtırcığın ateşi düştü, hemen sonrasında ben de bayılmışım zaten yatağın üstüne..

Ertesi sabah bomba ve festivale aç şekilde uyandık ikimizde. Şehrin içindeki heykelleri gücümüz yettiğince görebilmek adına sokaklara vurduk kendimizi. Artık Las Fallas fotoğraflarına başlayayım değil mi, neyden bahsediyorum siz de görün... Yani o kadar çok foto varki hangisini koyacağımı bilemedim..Hepsi çok güzel...









Bir çoğu dev heykellerdi ve çok yaratıcı ve ilgi çekicilerdi. Elbette sokakları gezerken çılgınlar gibi acıktık. Valencia'da ne yenir? Tabiki Paella Valencia'na.


Pilav, yeşil ve kuru fasulye, tavşan veya tavuk etinden oluşan, dev bir tavada pişen misss bir yemek bu!..
Karnımız doydu ama gözler aç. Adım başı İspanyolcada "Horchata", Katalancada "Orxata"  (okunuşu orçata) adı verilen içecek satılıyor. Badem, pirinç, susam tohumu ve arpadan yapılan bu içeceğin sunumu genelde 'farton' adı verilen çörekle yapılıyor. Hemen aldık bundan, tadını çok sevdim ama bildiğim hiç bir şeye benzemediğinden tarif edemiyorum - deneyeyim mesela- hindistan cevizi suyunun biraz daha tatlı hali ama tam olarak o da değil işte :) İşte kendisi şöyle bir şey :


Genel olarak şehre hayran kaldım. Mimarisi büyüleyici. Neredeyse her binada "aa şuna bak" diyebileceğiniz bir özellikle karşılaşıyorsunuz. Barcelona'ya ilk geldiğim zamanlarda Barça için de aynı şeyi düşünmüştüm, ama şimdi zaman geçtikçe insan daha az görüyor işte, bildiği şeyler çok da ilginç gelmiyor. Ama elbette o benim burada  ilk göz bebeğim şimdi :)

Kaldığımız süre boyunca hava olağanüstüydü. Tam da o haftasonu Bcn'da yağmur yağacağını düşünüp çok mutlu olduk kaçıverdiğimiz için. Soğuk havalarda çekilmez oluyoruz ikimiz de, ikimiz de nemrut :) Valencia da sadece hava değil ,insanlar da çok güzeldi. Otel odamızı ayarlayan resepsiyonistimizden tutun da, yemek yediğimiz yerlerden,yolda soru sorduğumuz insanların her birine kadar... Bunda 2 kız olmanın etkisinin çok olduğunu biliyoruz tabi.. Yalnız çok ilginç, neredeyse tüm Valencia gezisi boyunca hiç yalnız kalmadık :) Ya bandocular takıldı peşimize, ya bir grup Marstan olduğunu tahmin ettiğimiz centilmenler :) Çok güzel ağırladı bizi Valencia saolsun unutturdu Renfe'de valiz üstünde geçen saatlerimizi....

Valencia muhabbetimize ve fotoğraflara bir sonraki postta devam edeceğim ki bu yarın olabilir...Çünkü...önümüzdeki hafta burada paskalya  tatili. Veee 2 güne annem ve babam burada olacaklar. Bloga gelmeye vaktim olacağını sanmıyorum..Heyecandan öleceğimmmmm. Çok güzel olacak çoook!...

Eh bugün neredeyse bitti, güneşli bir cuma günü diliyorum size....


11 Mart 2012 Pazar

El Bulli-2 / Food Laboratory

El Bulli Dos yani 2, neden çünkü bu konudan daha önce bahsetmiştik http://sevgilibebe.blogspot.com/2011/11/dantel-ve-ekmek.html ,
neden çünkü daha bitmedi anlatacaklarım ... Yakında bir dosya yapacağım artık Ferran Adria hakkında :) Ciddiyim ben, bu konuyla ilgilenmekten kendimi alamıyorum.

Öncelikle şunu söyleyeceğim konuyla bağlantılı...Benim en küçük- ki biz ona en cüccük deriz :)- teyzem, üniversitede doçent - şimdilik! Kısa zaman sonra kendisi çılgın bir prof olmaya aday. İşletme bölümünde olduğundan akademik konular üzerine hep bu tarz sohbetlerimiz, paylaşımlarımız olurdu...Ama ben işletme üzerine bu master programını yapmaya başlayınca ve "keşke lisansımı da burada yapsaymışım" diyecek kadar sevince, elbette ortak alanlarımız daha çok arttı. Doğduğum günden beri bana yaptığı kıyaklar saymakla bitmeyecek olan teyzem, bir kere daha ayaklarımı yerden kesecek bir teklifle geldi. 2 hafta önce trende gidiyorum arkadaşlarla, bir baktım teyzem mail göndermiş, diyorki editörlüğünü yaptığım inovasyonla ilgili kitaba, senin  El Bulli yazını adın ve sitenle koymak istiyorum, ne dersin? Ne mi derim, Allah derim :))))))) Nasıl mutlandığımı tahmin edersiniz.. Elbette inanılmaz da gaza geldim, geçen haftaki finans sınavı nedeniyle bir türlü gelememiştim bloga, ama işte şimdi El Bulli'nin devamı ile buradayımmm... Teyzeme buradan sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum..

Girişi Ferrancığımın yeni resmi facebook sayfasını vererek yapıyorum, buyrunuz:
http://www.facebook.com/pages/FERRAN-ADRIA/26371422970?sk=wall

En son ne demiştim peki? Bundan önceki yazıda, hatırlayalım,restoranı kapattığını söylemiştim Ferran Adria'nın.  ( ismi çokça tekrarlıyorumki, duyduğunuzda "ahanda ben bunu biliyorum" diyebilin diye :) ) Restoran kapanmış ama kapanmamış. Yine dediğim gibi "El Bulli Foundation" adında bir oluşum başlatılmış. Nedir bu oluşum?
2014 yılında açılması planlanan El Bulli Foundation yani kurumu için Ferran Adria şöyle söylüyor: "El Bulli 'yi kapatmadık sadece görünümünü değiştirdik." Tamamen "inovasyon" üzerine kurulu, her sezonda yaklaşık 15 kişi istihdam edecek bu kurumun mottosu ise şu "Freedom to create". Bunu "yaratmak için özgürlük" ya da "yaratım/yaratma özgürlüğü" olarak çevirebiliriz dilimize. Bu arada El Bulli'de işe alınacak insanlar seçilirken farklı disiplinlerden gelen kişileri tercih ediliyor. Mimari ve dizayn özellikle bu yeni kurumda altı çizilen ögelerden. Ana temalar ne olacak?
Inovasyon - Risk - Yaratıcılık
Adria yaratıcılık konusunda şöyle diyor "Yaratıcılık benim için çok önemli bir nokta ve bu konuda çok netim. Bir şey ya yaratıcıdır ya değildir!"
Bu kurumun bir diğer özelliği ise şirketler için gittikçe daha çok önem kazanan "çevreye duyarlılık" konusuna olan eğilimi olacak. Green El Bulli ( yeşil El Bulli) teması altında ekoloji ve sürdürülebilirlik adına çalışılacak.
El Bulli Foundation'ın bir okul olmadığını söylüyor büyük şef. Daha çok bir "gıda laboratuvar"ı olacağından, brainstorming e ağırlık vereceklerinden, herşeyin deneyimsel olacağından bahsediyor. Burada bir önemli nokta daha var, o da oluşturulacak olan dijital arşiv. Tüm yaratımların online olarak izlenebileceğini de ekliyor Adria sözlerine: "Yapılan birçok çalışma internette yer alacak. Feedback yani geri dönüşler bizim için hep çok önemli". Bu arada ekleyelim, ziyaretçiler de günlük akışı bozmayacak şekilde bu yaratımı canlı canlı seyredebilecekler. Kendi sitelerinde El Bulli tv ve bir de blog bağlantısı koymuşlar. Sitenin adresi şu : http://www.bullifoundation.org

Ben bu yazıdan önce bazı makaleler okudum ve El Bulli Foundation'ın sayfasını karıştırdım. Ferran Adria'nın "natura" adını verdiği, doğadan ilham alınarak oluşturulmuş tatlı serisinin fotoğraflarından oluşan bir slide gösterisine denk geldim. Onu buraya ekliyorum. Yaratıcılığın sınır tanımayacağına dair gerçek bir örnek...


Google Talks'u duymuşsunuzdur. Ünlü müzisyen, yazar, sanatçıları davet edip onlarla söyleşi yapıyorlar. Adria ile de yapmışlar. Konuşmaya dinleyicileri gülümseterek başlıyor Ferran Adria : " When I was invited to Google, I said 'yes', because I always say 'yes' to wierd things. But then I asked to myself what the hell I am gonna say to Google??"
"Google beni davet ettiğinde tamam dedim, çünkü ben garip şeylere her zaman 'evet' demişimdir. Ama sonra durdum ve kendi kendime şöyle dedim, ne halt anlatıcam ben Google'a ?" :))))
İzlemek isterseniz linki http://www.bullifoundation.org/2011/02/adria-goes-to-google-to-promote.html

Ben 2014'te büyük konuşuyorum yüzde 1500 burada olacağımdan, bu yazı burada bitmez sevgili okuyucular :) Dahası gerçekten de bitmedi, çünkü Adria ile bağlantılı bir konudan daha bahsedeceğim gelecek yazılarda, elbette yaratıcılık olacak içinde, elbette inovasyon. Adria olur da, yaratım eksik kalır mı...

Size zırt pırt gülümseyeceğiniz çok güzel bir hafta diliyorum. Kapanışı bu saatte beni yerimden kaldırıp dans ettiren bir şarkıyla yapıyoruz, Adeuuu!